Eylül ayının başlangıçlarıydı. Öğle saatlerinde eline en sevdiği dostu fotoğraf makinasını alıp biraz gezintiye çıktı. Hafif bir rüzgar vardı havada. Saçları kızıldı ve rüzgar estikçe uçuşup güzel bir yasemin çiçeği gibi kokusu geliyordu burnuna. Kolunda sepeti, üzerinde karpuz kollu poplin elbisesi, kızıl saçları iki yandan örülmüş ,Kah külleri gözlerine düşmüş bir şekilde kıra doğru ilerliyordu. Bir yandan güneşin o parlak ışıkları bir yandan ağaçta ki kuşların cıvıltıları kulaklarında çınlıyordu. Gülümsedi gamzeleri. Kafasını kaldırdı, ela gözleri mavi gökyüzüne bakıyordu huzurlu ve mutlu hissediyordu. Dostunu eline aldı ve gökyüzünü, ağaçları , çiçekleri , kuşları çekmeye başladı. İçini bir sevinç kapladı, hissetti ve hislerine güvendi. Çünkü hayallerinin hepsini gerçekleştireceğini biliyordu.

Ve kızıl saçlı kızın hikayesi tam olarak burada başladı..